OECD Ekonomik Görünüm Raporu: Küresel Büyüme Tahminleri ve Türkiye’nin Ekonomik Beklentileri

OECD’den Ekonomik Görünüm Raporu: Belirsizliklerle Mücadele ve Büyüme Tahminleri
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD), “Belirsizlikle mücadele, büyümeyi canlandırma” başlığı altında Ekonomik Görünüm Raporu’nu yayımladı. Rapora göre, son birkaç ay içinde ekonomi ve ticaret politikalarına dair belirsizlikler önemli ölçüde artış gösterdi. Bu belirsizliklerin keskin bir şekilde yükselmesi, iş dünyası ve tüketici güvenini olumsuz yönde etkileyerek ticaret ve yatırımları da baskılamaya başladı.
OECD, bu çerçevede küresel ekonomiye yönelik büyüme tahminini aşağı yönlü revize etti. Küresel ekonomik büyümenin geçen yılki yüzde 3,3 seviyesinin ardından, 2023 ve 2026 yıllarında yüzde 2,9 olacağı öngörülüyor. Mart ayında yayımlanan ara dönem Ekonomik Görünüm raporunda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1 ve 2026’da yüzde 3 büyüyeceği tahmin edilmişti.
Ekonomik yavaşlamanın ağırlıklı olarak ABD, Kanada ve Meksika’da yoğunlaşması beklenirken, Çin ve diğer ülkelerde daha sınırlı bir zayıflama yaşanacağı öngörülüyor. Geçen yıl yüzde 2,8 büyüyen ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 1,6 ve 2026’da ise yüzde 1,5 büyümesi bekleniyor. OECD, daha önceki tahminlerinde ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 2,2 ve 2026’da yüzde 1,6 büyüyeceğini öngörmüştü.
Avro Bölgesi’nde büyümenin 2024’teki yüzde 0,8 seviyesinden, bu yıl yüzde 1 ve 2026’da yüzde 1,2’ye çıkacağı tahmin ediliyor. Çin ekonomisinin ise bu yıl yüzde 4,7, gelecek yıl da yüzde 4,3 büyümesi öngörülüyor; önceden yapılan tahminlerde bu oranlar sırasıyla yüzde 4,8 ve yüzde 4,4 olarak belirtilmişti.
OECD, Türkiye Ekonomik Büyüme Beklentisini Yüzde 2,9’a Düşürdü
Türkiye ekonomisi, 2023 yılında yüzde 5,1 büyümenin ardından 2024’te yüzde 3,2 büyümesi bekleniyor. Bu yavaşlama, ekonominin önceki dönemlerdeki iç tüketime bağımlılığından sıyrılarak net ihracatın daha güçlü katkı sağladığı bir yeniden dengelenme sürecine girmesiyle gerçekleşti. Türkiye’de enflasyon, Nisan itibarıyla keskin bir şekilde gerilerken, Mart ayında Türk lirasında yaşanan değer kaybının ithalat kaynaklı enflasyon üzerinde sınırlı bir etki yarattığı gözlemlendi. Bu sınırlı etki, politika faizindeki son artışla da ilişkilendiriliyor.
OECD, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,9 ve gelecek yıl yüzde 3,3 büyüyeceğini tahmin ediyor. Daha önceki tahminlerinde bu oranlar sırasıyla yüzde 3,1 ve yüzde 3,9 olarak hesaplanmıştı. Rapora göre, sıkı finansal koşullar ve mali konsolidasyon, hane halkı tüketimini kısıtlarken, bu yıl zayıf dış ticaret nedeniyle özel sektör yatırımları ve ihracattaki büyümenin yavaşlaması bekleniyor. Ancak bu durumun 2026 yılında kademeli olarak toparlanması öngörülüyor.
Sıkı para politikasının etkisiyle enflasyonun önemli ölçüde gerilemesi bekleniyor; yıllık ortalama enflasyonun bu yıl yüzde 31,4’ten gelecek yıl yüzde 18,5’e inmesi öngörülüyor. Yıllık enflasyonun 2026’nın son çeyreğinde yüzde 15 civarına düşeceği tahmin ediliyor. ABD’nin yüksek gümrük tarifelerinin Türkiye ekonomisini dolaylı yoldan etkileyebileceği değerlendiriliyor. Bu kapsamda, Türkiye’nin bazı ihracat sektörlerinin Avrupa’nın talebindeki olası bir yavaşlamadan etkilenebileceği düşünülüyor. Türkiye’nin ABD’ye mal ihracatında yüzde 10’luk genel gümrük tarifesine tabi olmasının, bu ihracatın toplam içindeki yüzde 6 paya sahip olması ve GSYH’nin yaklaşık yüzde 1’ini oluşturması nedeniyle sınırlı bir etki yaratacağı öngörülüyor.
2026 Sonunda Politika Faizinin Yüzde 25 Olması Öngörülüyor
Rapora göre, sıkı para politikası enflasyonun yavaşlamasında belirleyici bir rol oynadı. Enflasyonun gerilemesine devam etmesi ve belirsizliklerin azalması durumunda, politika faizinde kademeli bir gevşeme için alan oluşması bekleniyor. Herhangi bir küresel veya ticari gerilim yaşanmadığı takdirde, politika faizinin 2026 sonunda yüzde 25’e düşeceği öngörülüyor. Dezenflasyon sürecinin ilerlemesiyle, 2025 sonundan itibaren daha az sıkı para politikasının, tüketim ve yatırımları desteklemesi bekleniyor.
Bu bağlamda, Türkiye’de makroekonomik istikrar politikalarının sürdürülmesi ve enflasyonun kalıcı olarak hedefe yaklaşması için istikrar öncelikli politika çerçevesinin korunması tavsiye edilmektedir. Öngörülebilir bir politik ortamın, yatırımcı güvenini artırarak doğrudan yatırımların çekilmesine yardımcı olacağı düşünülüyor. Yapısal reformların Türkiye’nin büyüme potansiyelini artırabileceği öngörülüyor. Ayrıca, Türkiye’de bütçe açığının GSYH’ye oranının 2024’teki yüzde 4,9 seviyesinden 2025’te yüzde 3,3’e ve 2026’da yüzde 3’e inmesi bekleniyor; bu mali konsolidasyonun sermaye ve transfer harcamalarının azaltılması ve gelir performansının artmasıyla sağlanacağı tahmin ediliyor.



