Haberler

İSO Meclis Toplantısı: Türkiye’de Üretim Hayatının Değerlendirilmesi

İSO Meclis Toplantısı: OVP Bir Yılını Tamamlarken Türkiye’de Üretim Hayatının Değerlendirilmesi

İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, “OVP Bir Yılını Tamamlarken Türkiye’de Üretim Hayatının Değerlendirilmesi” ana gündemi ile gerçekleştirilen İSO ağustos ayı Meclis Toplantısı’nda önemli açıklamalarda bulundu. 2024-2026 dönemi Orta Vadeli Programı’nın (OVP), güvenin yeniden inşası açısından kritik bir ilk adım olduğunu belirten Bahçıvan, “OVP’nin temel odak noktası, ‘fiyat istikrarının sağlanması’ydı. Geçtiğimiz mayıs ayında yüzde 75 seviyelerine ulaşan yıllık enflasyon, haziran ayında düşüş göstermeye başladı ve mevcut programın ‘geçiş süreci’ sona erip ‘dezenflasyon sürecinin’ başladığı duyuruldu. Genel beklentiler ise enflasyonun bu yılı, Merkez Bankası’nın tahmin aralığının üst bandı olan yüzde 42 civarında kapatacağı yönünde” şeklinde konuştu.

Erdal Bahçıvan, günümüz enflasyonu ile 70’li, 80’li ve 90’lı yıllardaki enflasyonu karşılaştırmanın yanıltıcı olduğunu vurgulayarak, “Bugünkü enflasyon, ekonomik, sosyolojik ve toplumsal açıdan kalıcı hasarlar bırakma bakımından geçmişteki enflasyonlardan çok daha farklıdır. Yüksek enflasyon ile yaşadığımız her gün, toplum üzerindeki sosyolojik ve psikolojik etkilerini derinleştiriyor. Bu durum, çalışma dünyası ve günlük hayatın etik ve ahlaki kurallarında ciddi tahribatlara yol açıyor. Bugünkü enflasyon, sosyolojik olarak çok daha karmaşık bir yapıya sahiptir” dedi.

OVP’deki Makro Hedefler Tutarlılık Göstermeli

Geçen yıl eylül ayında açıklanan OVP’nin, ekonomi için bir yol haritası niteliği taşıdığını hatırlatan Bahçıvan, “Geçtiğimiz yıllarda OVP’lerin iddialı hedefleri, tüm kesimlerde beklenti ve heyecan yaratmasına rağmen, bu beklentilerin kısa sürdüğüne ve istenen sonuçların alınamadığına sıkça tanıklık ettik. Bu durum, bazen açıklanan hedeflerin gerçekçiliği konusundaki kuşkuların giderilememesinden, bazen de uygulamada yaşanan zorluklardan kaynaklandı. OVP’deki büyüme, enflasyon, istihdam, cari denge ve bütçe açığı gibi temel makro ekonomik hedeflerin kendi içinde tutarlı olması, güçlü makro modellere dayanması ve ekonominin tüm aktörleri açısından inandırıcı olması gerekmektedir. OVP’nin rolü, sadece gelecek yılın bütçe kanununa ve üç yılın ekonomi politikalarına temel oluşturmakla sınırlı kalmamalıdır. Aynı zamanda, reel sektöre, finans dünyasına ve kamuoyuna verdiği sinyallerle ekonomik beklenti ve davranışları da etkilemelidir. Bu nedenle, kamuoyunda gerçekçiliğinin sorgulandığı ve kararlılıkla uygulanmayan programların güven kaybına yol açması son derece doğaldır. Güven kaybının sonuçlarını, geride bıraktığımız enflasyonist dönem net bir şekilde göstermiştir. Kısa vadede güçlü büyüme oranları elde etmeyi her şeyin önünde tutarak, nitelik ve sürdürülebilirliğe ilişkin riskleri belirsiz bir geleceğe ertelediğimizde, telafisi zor bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

İlginizi Çekebilir  TCMB Uluslararası Yatırım Pozisyonu İstatistikleri - Şubat 2025

Yeni OVP, Heyecan ve Olumlu Beklentiler Yaratıyor

Fiyat istikrarının bozulmasının kısa sürede finansal istikrarı tehdit eden bir boyuta ulaştığını belirten Bahçıvan, “Kendimizi büyük bir fiyat kaosunun içinde bulduk ve neredeyse bir hafta sonrasını öngöremez hale geldik. Bu durum, yalnızca satın alma gücünün ve refahın değil, ticaret hayatındaki etik değerlerin de ciddi şekilde aşınmasına neden oldu. Neyse ki, bu sürdürülemez yaklaşım, 2023 ortasından itibaren ekonomi yönetimindeki değişikliklerle birlikte daha sağlıklı bir yönelime dönüşmeye başladı. Bugün, 2024-2026 dönemi OVP, güvenin yeniden tesis edilmesi için önemli bir ilk adımdır. Sanayiciler de dahil olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin katılımıyla, yapılan istişareler ışığında hazırlanan OVP, uzun yıllardır beklediğimiz ‘rasyonaliteye dönüş’ perspektifi ile kamuoyunda daha fazla heyecan ve olumlu beklenti yarattı” dedi.

Sosyolojik Olarak Farklı Bir Enflasyon

Geçen yılki OVP’sinde yüzde 4 olan 2024 büyüme hedefinin ulaşılmasının zor göründüğüne dikkat çeken Bahçıvan, “Dezenflasyonu sağlamak için ekonomik büyümekten vermemiz gereken tavizin, düşündüğümüzden daha yüksek olabileceğini belirtmek gerekir. OVP’nin odak noktasında yer alan ‘fiyat istikrarının tesisi’ konusuna gelirsek, mayısta zirve yapan yıllık enflasyonun haziranda düşmeye başlamasıyla birlikte mevcut programın ‘geçiş süreci’ sona erdi ve ‘dezenflasyon sürecinin’ başladığı ilan edildi. Maliyet baskılarındaki hafifleme, temel mal fiyatlarının artışında önemli bir gevşeme sağlıyor. Ancak hizmet enflasyonunda kiralar öncülüğünde bir katılık olduğu ve iyileşmenin gecikeceği anlaşılıyor. Genel beklenti, enflasyonun bu yılı Merkez Bankası’nın tahmin aralığının üst bandı olan yüzde 42 dolayında kapatacağı yönündedir. Ancak, bugünün enflasyonu ile geçmişte yaşanan enflasyonları karşılaştırmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mevcut enflasyon, ekonomik ve sosyolojik olarak geçmişteki enflasyondan çok daha farklı bir hasar bırakmaktadır” dedi.

Hasar Çok Daha Büyük

Bugünkü enflasyonun geçmişten neden daha farklı olduğuna dair değerlendirmelerde bulunan Bahçıvan, “O günlerin Türkiye’sindeki tüketim kalıpları ve harcamalar oldukça kısıtlıydı. Bugün ise 2000’li yılların başından itibaren 100-150 milyar dolarlık bir ekonomiden 1,2 trilyon dolara yaklaşan, zenginleşen ve tüketim alışkanlıkları değişen bir Türkiye’de yaşıyoruz. Ekonomisi daha küçük bir ülke sosyolojisinden, zenginleşmiş bir topluma geçiş yaptığımızda, yüksek enflasyonun yarattığı tahribat ve toplumsal hasar da daha büyük olmaktadır. Bunun yansımalarını üretimden tüketime kadar hayatımızın her alanında görmekteyiz. Fiyat istikrarından uzaklaşmak, yüksek enflasyonun etkilerini toplumda ağırlaştırıyor. Çalışma dünyası ve günlük hayatın etik kurallarındaki tahribat artarak devam ediyor. Bu konudaki uyarılarımızı zaman zaman meclisimizde dile getiriyorum. Bugün, o zaman yaptığımız uyarıların ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bu sürecin başında, sonucunun bu kadar ağır olacağını tahmin etmemiştik. Bu nedenle, yeni ekonomi yönetimimizin verdiği mücadelenin önemini hiçbir şekilde hafife almamalıyız. Ekonominin fiyat istikrarına kavuşması konusunda alınan kararların yerinde olduğunu düşünüyor ve toplumun her kesimine sorumluluk düştüğünü vurguluyorum. Normalleşme günleri için sabır ve fedakarlık göstermeliyiz” sözlerini kaydetti.

İlginizi Çekebilir  Togg Satışlarındaki Düşüş ve Türkiye'nin Elektrikli Otomotiv Pazarı

Kamuda Tasarruf Önlemlerine Uyulmalı

Enflasyonla mücadelenin en önemli aşamasının, şu an içinde bulunduğumuz dönemde başladığını belirten Bahçıvan, “Artık enflasyonun kontrol edilmesi en zor olan kısmına, yani beklentilerin ve fiyatlama davranışlarının normalleşmesine odaklanmalıyız. Merkez Bankası’nın açıklamaları, önümüzdeki dönemin para politikası kararlarının enflasyon eğilimindeki düşüşü ve özellikle 2025 yılı beklentilerinin istenen seviyelere ulaşmasını belirleyeceğini gösteriyor. Ayrıca, maliye politikalarının dezenflasyon hedefiyle uyumlu olması gerektiğini vurgulamak isterim. Kamu harcamalarının disiplinine ve yapısal politikalara bu mücadelede destekleyici olması kritik öneme sahiptir. Son dönemde vergi oranlarındaki artışlar, ekonomik faaliyetlerde yaşanacak yavaşlamanın vergi gelirlerini olumsuz etkileyeceği gerçeğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla, deprem bölgesi haricinde kamuda tasarruf önlemlerine uyulması, kayıt dışılıkla mücadelede kalıcı kazanımlar elde edilmesi ve uzun süredir dile getirilen vergi reformları için adımlar atılması büyük bir önem taşımaktadır” dedi.

Sanayici Yüklü Finansman Kaynağına İhtiyaç Duyuyor

Ekonominin paydaşları olarak, ekonomik dengelenme sürecine sanayiciler olarak ciddi katkılarda bulunduklarını ifade eden Bahçıvan, “Ancak bu süreçte üretimde verimlilik ve teknoloji açığımızı kapatacak kapsamlı reformlara da odaklanmalıyız. Uygulanan maliye ve para politikaları, eğitim, altyapı, işgücü piyasası ve teşvik sistemi gibi pek çok alanda bütüncül bir stratejik planlama ile başarılı olabilir. Hem 2025 hem de muhtemelen 2026’nın reel sektör açısından rahat bir yatırım ve iş yapma ortamı sunacağı söylenemez. Bu bağlamda, iş dünyasının geleceğe güvenle bakabilmesi için sürdürülen yaklaşım önem taşımaktadır. Sanayimizin büyük bir kısmı günlük faaliyetlerini sürdürmek için de yüklü finansman kaynaklarına ihtiyaç duymaktadır. Ancak mevcut sıkı para politikaları nedeniyle bu kaynağa erişim oldukça zor ve maliyetli hale gelmiştir. Ticari kredi maliyetleri yüzde 70’leri bulmakta ve bu durum üretim ile yatırımları sürdürmeyi zorlaştırmaktadır. Bugün yaşanan süreç, son OVP’de elde edilen başarı için özel sektörün büyük fedakârlıklar yaptığını göstermektedir. Ancak bu fedakarlığın bir sınırı vardır. Bu nedenle yeni OVP’de reel sektörün yıllardır elde ettiği kazanımları riske atmayacak bir bakış açısının oluşturulması gerektiğini özellikle belirtmek isterim” diye sözlerini tamamladı.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu